Mektuplar taşır deniz, bir kıyıdan başka bir kıyıya. Bir ayrılış, başka bir buluşmaya yönlenir. Tanımadık zihinlerde silüetler canlanır. Deniz hayatlar taşır sırtında. Şişeler içinde gezinen belli belirsiz hayatlar...
7 Kasım 2012 Çarşamba
Deniz
Hikayeler taşır deniz, camdan şişe içinde. Balıklar okur onu sonra koyar yerine. Hikayeler sıkıştırılır camdan şişelerin içine. Belki tam bir hayat değil belki küçük bir kesit. Önce şişeye sonra uçsuz bucaksız denize. Kalp gibidir mektuplar da. Önce insana sonra dünyaya...
28 Mart 2012 Çarşamba
Eğitim Şart - 2
Yılların geyiğidir, döner durur mecralarda. Baretsiz girilmeyen şantiyelerde tıfıl mühendisler dikilir tuğla başlarında; elinde kağıt, parmağında kalem hendese halinde. Amele ustabaşı fetvayı vermiş, harcı kardırmış, demiri düzdürmüştür halbuki çoktan. İfrit olur mektepli, alaylının bu el yordamına ve bir türlü yediremez diplomasındaki Dekanlık kaşesinin tek bir puntosuna.
İlk otomobilimiz Devrim'i konu alan Devrim Arabaları'nda da böyle bir sahne var. Emniyet sekmanı ve civata çizmekten nevri dönmüş mühendis, sayıların amaç değil var etmedeki araç olduğunu ıskalayıp gerçekçilikte güdükleşmiştir. Kitaplar dolusu hesap sonunda elde edemediği kıvamı demirci ustasının göz kararında bulunca, vehamet ampul gibi parlar tabi eğitim sistemindeki. Örnekler çoğalır, hatıralar orta yere saçılır. Teori ve pratik arasındaki uçuruma köprü gerdirmeye çalışır bir takım idealist yeni mezun; karar çıkar komiktir: "O boşluk yeşil alan gözüküyor haritada, kusura bakma birader!".
Uzmanlaşmak adına bir üniversite bitirmek gerçek yaşamdaki çözümlerde ne kadar faydalı oluyor ki? Tezgahtar bile kıllanır yanında 2 hafta staj yapıp yöneticisi olan diplomalıya. Ve garabet, bir bankanın veznedarlık sınavında iktisadî eğitimi olmayan, farklı ve ilgisiz birçok bölüm mezununun ter dökmesindedir aslında. Hatta bazısı zırhlı araç şöförü olur ehliyeti olması münasebetiyle. Bu ne diyet bu ne şatobiryan? Yok mu aklı başında bir izahı bu acayipliğin?
Eğitim şart, ama ne eğitim be kardeşim. Böbreği gözünde canlandırarak tanıyan Doktor adayı, Potasyum atomuna mikroskop altında bakamamış Eczacı; ya da tüm özelliklerini bildiği bir ağacı, bir orman gezisinde diğerlerinden ayıramayan Peyzaj Mimarı. Pelesenk hayvan Öglena, terlik biçimli Paramesyum, çizme kalıplı İtalya. Hepsi birer imge mezun olurken bile. Hiçbir gerçekliği yok, hepsi birer inanmışlık sadece müfredata.
Yok belki tutar bir doğru bu dediklerimde. Belki her Fizik öğrencisi izleyebilmiştir teleskopla, tasavvur edemediği gök cisimlerinin kütlesel çekim kanununa ne kadar uygun hareket etttiğini. Belki her Gıda Mühendisi gerçekten görmüştür ağır metal birikiminden kanser olmuş bir karaciğer. Ne bileyim işte, belki çıkacaktır mezunları arasından bir Matematikçi ve anlatacaktır bize, herhangibir Karmaşık Sayı'nın elle tutulur dünyada kaça tekabül ettiğini.
Belki de yalandır belki de topuyla yanlış tespitlerim. Belki eğitim esnasında yeteri kadar toprak kokluyordur Ziraatçı kimbilir! Ama işte şüyuu vukuundan beterdir yahu, şöyle bir elden geçirmeye değmez mi eğitim sistemini?
Eğitim Şart - 1
Oku oku oku!
Yok yahu kitap değil, okul. Aslı "eğitil eğitil eğitil!" tabi ama tunçtan çekiç yapan atalarından Müteferrika mucizesiyle kurtulduğunu sanasın diye böyle gireyim dedim.
Allah seni inandırsın (mümkün değil benim gücüm yetmez) kendimi bildim bileli öğrenciyim. Okula gider gelirim. Eğitim, bilinçlenme, öğrenme sürecinde olduğumu sanırdım sürekli. Herkesin bir üniversite bitirdiği gün, memleketin kurtulacağı gün olacaktır diye düşünürdüm hep.
Sonra dönüp ilkokul yıllarıma baktım. Nasıl da öğrenmişim hayatın dilini. Önce alfabe sonra fişler. Resmî günlerde boyadığımız caf caflı afişler. Levhalar arasında bir hayat. Sürekli emreden kurallar. Ve izi hâlâ durur omuz başıma yakın, itaat kültürünü aşı haftaları.
Bir uzun adım ile üniversite yılları... Alabildiğine özgürsün, çalabildiğine hür. Sınıfta hocaya mahkumsun, sınavda gözetmene. Kampüste kameralar var. Yanındaki kızı herkesin gözü önünde öpebilmek bir hayat belirtisiyse yaşıyorsun. Görünmeyen çizgilerin var, geçemiyorsun ötesine. Ve hâlâ bir ahlaksız olayda korkuyorsun şahit yazılmaktan. Sen, sen seçilene kadar özgürsün. Sıranın sana gelmediğini her görüşünde seviniyorsun içten içe.
İşte olduğu olacağı bu. Bir kurulu düzeni anlamakla meşgul et ki, sorgulamaya fırsat bulamasın. Sinüs dalgasını eğimden tahmin etmek bir yana, marketten aldığım reçel bozuk çıkarsa ne yapmam gerekir? Devreye direnç bağlayıp kısa devreyi engelledim de, 3 ay oldu hâlâ gelmedi garantiden telefonum, haklarım neler? Ve tamam, yaraya diş macunu sürülmez, göz kolonya ile temizlenmez. Ama sen bana söyle be hocam, hiperpolü öğrenmekle bulabilecek miyiz bu töre cinayetlerinin sonunu?
Derste öğrendiğini sokakta, caddede, mahallede uygulayamayınca tuhaf oluyor insan. Enflasyon, menflasyon, kriz, parite, endeks tamam da, biz para çiğnemiyorduk neden aç kaldık? Buğdayın stopaj ile ne ilgisi var? Ah be hocam benden de cahilsin sen. En azından ben hiçbir şey bilmiyorum, sen bildiğini sandığın şeylerde külliyen yanılıyorsun.
Yok yahu kitap değil, okul. Aslı "eğitil eğitil eğitil!" tabi ama tunçtan çekiç yapan atalarından Müteferrika mucizesiyle kurtulduğunu sanasın diye böyle gireyim dedim.
Allah seni inandırsın (mümkün değil benim gücüm yetmez) kendimi bildim bileli öğrenciyim. Okula gider gelirim. Eğitim, bilinçlenme, öğrenme sürecinde olduğumu sanırdım sürekli. Herkesin bir üniversite bitirdiği gün, memleketin kurtulacağı gün olacaktır diye düşünürdüm hep.
Sonra dönüp ilkokul yıllarıma baktım. Nasıl da öğrenmişim hayatın dilini. Önce alfabe sonra fişler. Resmî günlerde boyadığımız caf caflı afişler. Levhalar arasında bir hayat. Sürekli emreden kurallar. Ve izi hâlâ durur omuz başıma yakın, itaat kültürünü aşı haftaları.
Bir uzun adım ile üniversite yılları... Alabildiğine özgürsün, çalabildiğine hür. Sınıfta hocaya mahkumsun, sınavda gözetmene. Kampüste kameralar var. Yanındaki kızı herkesin gözü önünde öpebilmek bir hayat belirtisiyse yaşıyorsun. Görünmeyen çizgilerin var, geçemiyorsun ötesine. Ve hâlâ bir ahlaksız olayda korkuyorsun şahit yazılmaktan. Sen, sen seçilene kadar özgürsün. Sıranın sana gelmediğini her görüşünde seviniyorsun içten içe.
İşte olduğu olacağı bu. Bir kurulu düzeni anlamakla meşgul et ki, sorgulamaya fırsat bulamasın. Sinüs dalgasını eğimden tahmin etmek bir yana, marketten aldığım reçel bozuk çıkarsa ne yapmam gerekir? Devreye direnç bağlayıp kısa devreyi engelledim de, 3 ay oldu hâlâ gelmedi garantiden telefonum, haklarım neler? Ve tamam, yaraya diş macunu sürülmez, göz kolonya ile temizlenmez. Ama sen bana söyle be hocam, hiperpolü öğrenmekle bulabilecek miyiz bu töre cinayetlerinin sonunu?
Derste öğrendiğini sokakta, caddede, mahallede uygulayamayınca tuhaf oluyor insan. Enflasyon, menflasyon, kriz, parite, endeks tamam da, biz para çiğnemiyorduk neden aç kaldık? Buğdayın stopaj ile ne ilgisi var? Ah be hocam benden de cahilsin sen. En azından ben hiçbir şey bilmiyorum, sen bildiğini sandığın şeylerde külliyen yanılıyorsun.
Hayâl
Evvel saman içinde,
Kalbur zaman içinde;
Bir vardı, o varlıkta hiç yoktu.
Peter Pan'dı Olmayan Ülke'de.
Hayal...
İnançsızların uçamadığı,
Peri Tozu'nu göremediği,
Gülüp eve dönemediği.
Olmayan Ülke...
(31 Ocak 2010 Pazar)
Kalbur zaman içinde;
Bir vardı, o varlıkta hiç yoktu.
Peter Pan'dı Olmayan Ülke'de.
Hayal...
İnançsızların uçamadığı,
Peri Tozu'nu göremediği,
Gülüp eve dönemediği.
Olmayan Ülke...
(31 Ocak 2010 Pazar)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)